Savaş, kültür, liderler, kadınların emeği ve toplumsal ahlak, bu toprakların ruhunu oluşturur. İki ülke yan yana durur, birbirini etkiler ama her biri kendi melodisini çalar; biri umut ve birlikle, diğeri travma ve uyarıyla yankılanır. Mekong Nehri gibi zamanın ve tarihin sessiz tanığıdır bu iki komşu, ama her damlası farklı bir hikâyeyi anlatır.
Güneydoğu Asya’nın kalbinde, Mekong Nehri’nin yavaşça döküldüğü topraklarda, iki ülke, Vietnam ve Kamboçya hem birbirine komşu hem de tarih boyunca ayrı dünyaların çocukları olarak yaşamışlardır.
Mekong, sadece bir nehir değil; deltalarında pirinç tarlalarını sulayan, Tonle Sap Gölü ile birleşip Kamboçya’yı verimli hale getirir ve hem yaşam hem de kültürel hafızanın atardamarıdır. Bu nehir, insanları beslediği kadar tarihsel sınırları ve anlaşmazlıkları da taşımıştır.
Vietnam, kuzeyden güneye uzanan ince bir şerit gibi, dağlarla ve deltalarla şekillenmiş bir ülkedir. Kızıl Nehir’in verimli deltaları, Hanoi’nin tarihi tapınakları, Sapa’nın pirinç terasları ve Ha Long Bay körfezinin kartpostallık manzaraları, bu toprakların farklı doğa ve kültür katmanlarını gözler önüne serer.
Kamboçya ise daha düz ve sabırlı bir yapıya sahiptir; Tonle Sap Gölü, muson mevsimlerinde kabarıp küçülürken, Phnom Penh’in kenarlarında yüzen pazarlar ve nehir köyleri hayata kendi ritmini katar. Mekong Nehrinin akışı, iki ülkenin kaderini ve halklarının yaşam biçimini tarih boyunca kesintisiz bir şekilde şekillendirmiştir.
Tarih Vietnam ve Kamboçya’yı farklı medeniyet havzalarına yerleştirmiştir. Vietnam, bin yıl süren Çin egemenliğinin izlerini taşır; Konfüçyüs’ün öğretileri, aile hiyerarşisinden eğitim kültürüne kadar günlük hayatın derinlerine işlemiştir. Temple of Literaturün taş duvarlarında yankılanan akademik disiplin, Ho Chi Minh’in ideolojik mirasından çok öncesine uzanır. Vietnam’da eğitim, aileye ve devlete saygı, Konfüçyüs’ün öngördüğü toplumsal düzenin hâlâ canlı bir örneğidir.
Kamboçyalılar ise Hint kültür havzasının çocuklarıdır. Angkor Wat ve Angkor Thom’un taş yüzlerinde Hindu ve Budist semboller iç içe geçmiş; Khmer İmparatorluğu’nun ihtişamını bugüne taşımıştır.
Theravada Budizmi, halkın yaşamını ve kimliğini belirleyen ana damar olurken, Pol Pot’un dehşet dönemi, toplumsal hafızada hâlâ canlı bir travmadır. 1975–1979 yılları arasında Kızıl Khmerin köylü ütopyası, şehirleri boşaltmış, aydınları ve keşişleri katletmiş, devletin kendisini neredeyse yıkmıştır.
Vietnam’ın 1978’deki müdahalesi, Pol Pot rejimini devirmiş olsa da Kamboçya’da bu kurtuluş, bir “işgal” algısıyla birlikte anılmaktadır.
Ve Kadınlar; Kadınlar ise bu iki ülkede hayatın ritmini belirleyen sessiz güçlerdir.
Vietnam’da uzun savaş yıllarında erkek nüfus cephelerdeyken, kadınlar tarımı, ticareti ve ev ekonomisini yönetmiş; sosyalist politikalar da onları kamusal alana teşvik etmiştir.
Kamboçya’da ise soykırım sonrası hayatta kalmanın yolu, kadınların pazarlarda ve küçük işletmelerde aktif rol almaları olmuştur. Sokak tezgâhlarından pazar köşelerine kadar kadınlar, ekonomik yaşamın hem kalbi hem de bel kemiğidir.
Lider figürler bu iki halkın kolektif hafızasının mihenk taşlarıdır. Ho Chi Minh, Vietnam’da ulusal bağımsızlığın ve birliğin simgesidir; devleti kuran, halkı birleştiren, idealizmi ile pragmatizmi ustaca harmanlayan bir baba figürüdür.
Pol Pot ise Kamboçya’da felaketin ve yıkımın adı olarak anılır; aşırı ideolojinin toplumsal felakete dönüşmüş hâli.
Vietnam gençliği Ho Chi Minh’i tarihin kahramanı olarak görürken, Kamboçya gençliği Pol Pot’un dehşetini aile hikâyeleri ve müzeler aracılığıyla öğrenir ve travma hâlâ canlıdır.
Vietnam da diğer bir önemli kişi ise hiç tartışmasız Konfüçyüs’tür. Onun öğretileri bir din gibi değil, bir toplum mühendisliği gibi hayatı şekillendirmiştir. Aile hiyerarşisi, devlet memurları için sınavlar, bireyin eğitime ve topluma olan sorumluluğu, günlük yaşamın kodları hâline gelmiştir. Konfüçyüsçülük Vietnam’da, Budizm ve sosyalist ideoloji ile harmanlanarak, çağlar boyunca kalıcı bir ahlak ve disiplin kültürü yaratmıştır.
Sonuçta, Mekong Nehrinin akışı gibi, Vietnam ve Kamboçya’nın tarihleri de birbirine karışır.
Mekong Nehrinin Gölgesinde İki Dünya
Güneydoğu Asya’nın kalbinde, Mekong Nehri’nin bereketli deltaları üzerinde uzanan Vietnam ve Kamboçya, tarih, kültür ve doğal güzellikleriyle gezginleri büyüleyen iki komşu ülkedir.
Mekong Nehri, Laos’tan doğup Kamboçya üzerinden Vietnam’a akar ve delta bölgesinde geniş bir ağ oluşturur.
- Vietnam: Kızıl Nehir ve Mekong deltaları, pirinç tarlaları ve yüzen köylerle doludur. Güneydeki Mekong Deltası, Vietnam’ın tarım ve balıkçılık açısından kalbidir.
- Kamboçya: Tonle Sap Gölü, muson mevsiminde devasa bir su kütlesine dönüşerek ülkeye yaşam verir. Phnom Penh civarındaki pazarlar ve nehir köyleri, günlük hayatın ritmini ve insanoğlunun tarih boyunca hayatta kalma becerisini gösterir.
Mekong, sadece bir su yolu değil hem ekonomik hayatı hem de kültürel hafızayı besleyen bir yaşam damarıdır.
İnanç yönünden bu toplumlara baktığımızda Vietnam’da Mahayana Budizmi kültürel yaşamın merkezindedir. Tapınaklar, günlük ibadetin yanında turistik bir deneyim sunar. Atalara tapınma ve Konfüçyüsçü aile değerleri, Vietnam kültürünün temel taşlarıdır. Çok az da olsa Fransız koloni mirası olarak Katoliklik de önemli bir dini topluluğu oluşturur ve Notre-Dame Cathedral Basilica of Saigon da bunu görmek mümkün. Günümüzde devlet ateist olsa da halkın büyük kısmı Budist ve atalara bağlıdır.
Kamboçya da ise Theravada Budizmi ve tarihi Hindu etkisi daha fazladır. Halkın %90’ından fazlası Theravada Budizmine inanır. Tapınaklar, günlük hayatın merkezi olarak görülür. Tarihsel olarak Hinduizm etkisi büyüktür; en ikonik örnek Angkor Wat, ilk başta Tanrı Vishnu’ya adanmış bir Hindu tapınağıdır. Fakat 1975–1979 Kızıl Kmerler döneminde dini ve toplumsal yaşamın yerle bir olması ile yok olmanın eşiğine gelmiştir. Bugün ise Budizm tekrar toplumsal hafızanın ve kimliğin simgesidir durumundadır.
Bu coğrafi bölgede etnik olarak Vietnam Nüfusunun %85–87’si Kinh yani Viet halkıdır. Fakat 54 etnik grup daha vardır. Bu gruplar özellikle kuzey ve orta dağlık bölgelerde yaşar. En önemli gruplar: Hmong, Tay, Dao, Cham halklarıdır.
Fakat Kamboçya da Nüfusun %90’ı Khmer kökenlidir. Cham Müslümanları ve Vietnamlı azınlıklar belirli bölgelerde yaşar. Her iki ülkede de etnik farklılıklar tarih boyunca politik ve sosyal gerilimlerin kaynağı olmuştur.
Tarih boyunca Viet halkı ve Khmer halkı farklı kültürel havzalardan gelmiştir. Vietnam da Çin etkisi, Kamboçya Hint etkisi daha ağır basar. Vietnam’ın güneye doğru yayılması ile Mekong Deltası Kamboçya’dan alınmıştır. Fransız Sömürge Dönemi, iki ülkeyi aynı çatı altında birleştirmiş ama sosyal ve ekonomik eşitsizlikler yaratmıştır. 1975 – 1979 da Kızıl Kmerler dönemi Kamboçya’da trajedi yaratmış, 1978’de Vietnam müdahalesiyle Pol Pot devrilmiştir.
Son olarak mutlaka dikkat etmemiz gereken bir ayrıntıyı tekrar vurgulayalım. Vietnam’da kadınların ekonomik hayat içerisindeki yerini aklımızın bir yerine kaydedelim.
Vietnam: Savaş dönemlerinde ve sosyalist politikalarla kadınlar tarım ve ticarette etkinleşti. Küçük işletmeler ve pazarlarda aktif rol oynadılar ve bu durum günümüzde çok belirgin olarak günlük hayatın akışı içerisinde gözlemlenebilmektedir.
Kamboçya: Soykırım sonrası hayatta kalma stratejisi olarak kadınlar sokak ticareti ve küçük işletmelerde ekonomik hayatın bel kemiği oldular ve bu durum günümüzde ticaret hayatında çok belirgin bir durumda.
Her iki ülkede de kadınlar, pazarlarda, sokak tezgahlarında ve mikro işletmelerde hem kültürel hem ekonomik bir güçtür.